Çarşamba, 21 Ekim 2026 İletişim
Üye Ol Üye Girişi Denizli / Buldan — Dijital Miras Arşivi
Buldan Ağzı
Çıltağından çıkmak
Kontrolden çıkmak.

Bir Zamanlar Buldan

Denizli - Buldan İlçesi Siyah Beyaz Fotoğraf Arşivi

Buldan Ağzı
Debba
Söylüyor, konuşuyor.
Tüm Profiller
Emcellili Süleyman (Seyman)

Buldan'ın Gönül Dostu

Derleyen: Bekir Yalçın Perşembe, 27 Ağustos 2026

Buldan'ın sokaklarını sadece taştan binalar ya da dokuma tezgahlarının sesleri değil; bu kentin havasını, suyunu ve ruhunu paylaşan nevi şahsına münhasır "gönül dostları" güzelleştirir. İşte o özel insanlardan biri de, orta yaşlı tüm Buldanlıların kolunda kovası, elinde düzgün sopalarıyla derin bir sevgiyle hatırladığı Emcellili Süleyman, yani herkesin bildiği adıyla Seyman'dır.

Seyman, henüz 15-16 yaşlarında gencecik bir delikanlıyken Seyman köyünden çıkıp Buldan'a gelir. İlk zamanlarında öylesine ürkek, öylesine çekingendir ki adeta gölgesinden korkar. Buldan'a ilk adım attığında ona kucak açan "Kene Meryem" olur. Zamanla bu naif delikanlıyı tüm Buldan evladı gibi benimser; bağrına basar. Yıllar içinde "Keçeci Alima", onun kızı, "Duran Ümmü" ve "Çallı Hatice" gibi Buldan'ın merhametli kadınlarının yanında kalır. Ömrünün en uzun ve son döneminde ise Reşat Çelebi'nin evinde, Gülsüm Çelebi'nin şefkatli ellerinde uzun yıllar huzur bulur.

Seyman, hayatı boyunca kendi işini tek başına göremeyen, hep birilerinin himayesine ve sevgisine muhtaç yaşayan özel bir ruhtu. Çoraplarını ve pantolonunu bile hep çevresindeki o güzel insanlar giydirirdi. Kendine has öyle tatlı alışkanlıkları vardı ki; mesela yemeğini yerken hep gözlerini kapatır, dünyayla bağını keser gibi kaşıklardı tabağını. Asla naylon (plastik) bardaktan su içmez; suyu illa ki geleneksel kalaylı bir kaptan ya da cam bardaktan yudumlamak isterdi.

Onun dünyayla kurduğu o saf ve hesapsız bağ, bazen ince bir bilgece mizaha dönüşürdü. Buldan sokaklarında sağanak yağmur altında sırılsıklam gezinirken yanından geçenler, "Süleyman, ıslanıyorsun, saçak altına kaç!" diye seslendiğinde, gökyüzüne bakar ve muzipçe söylenirdi: "Yahu, yağmuru ben mi yağdırıyorum?!"

Yağmur yağarken şapkasını çıkarır, içine toprak doldurur, o toprağı çocuksu bir neşeyle bir taraftan diğer tarafa eler dururdu. Halk arasında, o toprakla oynayıp şapkasını tekrar kafasına geçirdiğinde şapkasının altının (başının) kupkuru kaldığına dair tatlı efsaneler kulaktan kulağa yayılırdı.

Seyman'ın içinde hiç sönmeyen, ömrü boyunca koruduğu büyük bir hayali vardı: Kendine ait sıcak bir ev inşa etmek... Bu yüzden Buldan sokaklarında nereye gitse gözü hep düzgün odunlarda, sopa ve ağaç dallarında olurdu. Beğendiği düzgün bir dal parçasını gördü mü, onu elde etmek için koca bir odun yığınını hiç üşenmeden altüst eder, en alttaki o "kusursuz" parçayı çekip alırdı. Kolundaki kovası ve elindeki düzgün sopalarıyla bir bakmışsınız Aşağı Bucak'ta, bir bakmışsınız Yukarı Bucak'ta beliriveren bu gezgin ruhu tek bir yerde sabit görmek imkânsızdı.

Bir gün, sığındığı Gülsüm Çelebi'nin evinde aniden rahatsızlanınca, Gülsüm Teyze'nin damatları tarafından hemen Yukarı Hastane'ye kaldırılır. Burada gördüğü tedavinin ardından taburcu edilir ve özlediği sokaklarına geri döner. Ancak kader bu ya; hastaneden çıktıktan kısa süre sonra, Buldan'ın tarihi köşelerinden Fenerci Çeşmesi'nin yanında gezinirken ayağı kayıp düşer. Tekrar hastaneye kaldırılan ve bu kez felç geçiren Seyman, son günlerini geçirmek üzere doğduğu topraklara, Emcelli köyüne götürülür. Burada yaklaşık 15-20 gün daha yaşadıktan sonra, ardında koca bir kentin sevgisini ve buruk bir hüznü bırakarak hakkın rahmetine kavuşur.

Buldan'ın belleğinde sevgiyle, merhametle ve hep o sempatik gülüşüyle yer eden Seyman'ı rahmetle anıyoruz. Mekanı cennet olsun.

Derleyen ve yayına hazırlayan: Bekir Yalçın

Paylaş: Facebook WhatsApp