Bir dilin en derin kökleri, o toprakta yaşayan insanların ağzından dökülür. Buldan, Ege'nin o kadim dokuma kentidir; ama sadece bezini değil, kelimelerini de kendine özgü bir ustalıkla örmüştür. Buldan ağzında günlük konuşmadan sızan bu kelimeler; Anadolu Türkçesinin, Rum ve Ermeni komşulukların, Osmanlı meslek dilinin ve yüzyıllarca süren çarşı yaşamının izlerini taşır.
Aşağıdaki liste, Buldan yöresine ait belgelerde tespit edilen kelimeleri ve günümüzdeki karşılıklarını alfabetik olarak sunmaktadır. Bu kelimelerin büyük bölümü hâlâ yaşlılarımızın dilinde dolaşmaktadır; gençlerin bu mirasa sahip çıkması ise bir kültürel sorumluluktur.
A
- Aan
- Hayır.
- Abe
- Ağabey.
- Acansız
- Zoraki.
- Accık
- Biraz.
- Ağdırmak
- Aşağı inmek; yük veya terazide denge bozularak bir yanı ağır gelmek.
- Ağmak
- Yükselmek.
- Akıdeş
- Arkadaş.
- Alaklanmak (Alakla)
- Acele etmek, davranmak; "hızlı yürü" anlamında emir.
- Alcek
- Alacak.
- Almalık gaşı
- Raf; rafın en üstü.
- Amıt
- Armut.
- Anıy
- Korku ifadesi.
- Annaç
- Karşı, karşısı.
- Apa
- Arpa.
- Armanmak
- Yüklenmek, baskı yapmak.
- Asa
- Arsa.
- Asfalya
- Sigorta.
- Aşamoltu
- Akşamüstü.
- Aven
- Kolay, çabuk, zahmetsiz.
- Avrat
- Kadın.
- Ayazlık
- Evlerin bir köşesine inşa edilen soğuk yer.
B
- Baaşiş
- Bahşiş.
- Baadak
- Testi.
- Babıç
- Ayakkabı.
- Baçıvan
- Bahçıvan.
- Baklova
- Baklava.
- Balcan
- Patlıcan.
- Banıç
- Lokma.
- Baza (Bazaa)
- Perşembe günü, pazar.
- Beebe
- Berber.
- Bek
- Pek.
- Beranare
- Nitelik taşımayan iş.
- Berkilmek
- İncinmek.
- Beşbıyık
- Muşmula.
- Bıdırdamak
- Gereksiz konuşmak.
- Bırış gibi
- Taze.
- Biceccik
- Tek, biricik.
- Billur
- Bardak.
- Bilmeyon
- Bilmiyorum.
- Biyon
- Bir defa, bir yol.
- Booçlu
- Borçlu.
- Bovul
- Bavul.
- Böbek
- Bebek.
- Böcelenmek
- Eğleşmek.
- Börtmek
- Ateşlenmek.
- Böle
- Böyle.
- Böyük
- Büyük.
- Böyün
- Bugün.
- Buba
- Baba.
- Buldan bazarı
- Perşembe.
- Burk
- Kapat, çevir.
- Burma
- Musluk.
- Bübe
- Biber.
- Büyük bzaa
- Perşembe.
C — Ç
- Cıbar
- Çocuk, küçük çocuk.
- Cıngıldaklı
- Süslü, gösterişli.
- Civacı
- Sucu.
- Coğur
- Gavur.
- Cume
- Cuma.
- Çalık
- Çirkin.
- Çapıt
- Bez parçası.
- Çatmak
- Kavga etmek için sataşmak.
- Çepreşik
- Karışık, karmaşık.
- Çıltağından çıkmak
- Kontrolden çıkmak.
- Çiğin
- Omuz.
- Çilkim
- Üzüm salkımının parçası.
- Çöpelli
- Sorunlu.
D
- Dabdayı
- Güzelce.
- Dadanmak
- Alışmak.
- Dalamak
- Zehirli böcek, ısırgan otu veya sert kumaş dokunarak teni acıtmak, kaşındırmak.
- Dapmak
- Tapmak.
- Dastar
- Özel olarak dokunan yöresel başörtüsü.
- Debba
- Söylüyor, konuşuyor.
- Deemi
- Sözü onaylatmak anlamında kullanılan soru edatı.
- Deeze
- Teyze.
- Deftar
- Defter.
- Dendi
- Haydi.
- Dene
- Tane.
- Dengeltmek
- Yoluna koymak, halletmek.
- Desdümbek
- Dümbelek.
- Deyeken
- Derken.
- Dığan
- Büyük tava.
- Dıyha
- İşte.
- Dırabbaz
- Güçlü, kuvvetli.
- Dilbarım
- Güzel, değerli olan.
- Dinelmek
- Ayakta durmak.
- Dingildemek (Dingildek)
- Dolanmak, gezelemek; çok hareketli.
- Dombey
- Şişmanca.
- Dovşen
- Tavşan.
- Düğün tomba
- Eğlence.
- Düggen
- Dükkan.
E
- Ebertlemek
- Ağırlamak, hizmet etmek.
- Ebik gabık
- Falan filan.
- Ececik
- Azıcık.
- Eekek
- Erkek.
- Eeki
- O.
- Eekibe
- Öyle.
- Eekirde (Enkirde)
- Orada.
- Eekire
- Orası.
- Eelence
- Eğlence.
- Eene
- Cumartesi günü.
- Eetesi
- Ertesi.
- Eeşi
- Ekşi.
- Eğşigulak
- Ekşi yaprak.
- Eksin (Eksinlemek)
- Bunak; bunamak, belleğini kullanamamak.
- Ellak
- Çocuk.
- Emik
- Omurilik, beyin.
- Emme
- Ama.
- Engastan (İngistan)
- Yalandan, kötü niyetle söylenmeyen yalan.
- Enteri
- Entari.
- Enücü
- Sonunda, en son.
- Er
- Erken.
- Enigöl
- Sarıgöl.
- Eski
- Çamaşır.
- Eski yümek
- Çamaşır yıkamak.
- Ester
- Katır.
- Ezinmek
- Keselenmek.
F
- Fıydırmak
- Elle uzağa atmak.
- Filançı
- Falanca.
- Fistan
- Elbise.
- Fişne
- Vişne.
G
- Gaaga
- Kargı.
- Gaba
- Akılsız.
- Gaçılmak
- Kenara çekilmek.
- Gada
- Kadar.
- Gadef
- Kadayıf.
- Gadeş
- Kardeş.
- Galan (Gari / Garik)
- Artık.
- Galaycı
- Kalaycı.
- Gamış
- Sürahi.
- Ganevçe
- Kaneviçe.
- Garanlık
- Karanlık.
- Gasser
- Çamaşır suyu.
- Gave
- Kahve.
- Gayfaltı
- Kahvaltı.
- Gaymak
- Kaymak.
- Gaynatma
- Küçük kazan.
- Gazite
- Gazete.
- Gekgeli (Eggeli)
- Gelip gelir, geliyor.
- Gelibbarım
- Geliyorum. (Gelibba = Geliyor; Gelibbala = Geliyorlar)
- Geme
- Fare.
- Gıymık
- Kıymık.
- Gırgır
- Fermuar.
- Gırmızı
- Kırmızı.
- Gızan
- Küçük çocuk.
- Gidibbarı
- Gidiyor. (Gidibbasın = Gidiyorsun; Gidibbaakan = Gidiyorken)
- Gidişmek
- Kaşınmak.
- Gire
- Pazar.
- Giretesi (Greytesi)
- Pazartesi.
- Gocaman
- Büyük, iri.
- Gova
- Kova.
- Gök
- Olgunlaşmamış.
- Göne
- Diğerinden daha iyi.
- Gursak
- Boğaz.
- Gursağı kalkmak
- Çok korkmak.
- Güccük (Güccükbaza)
- Küçük (Salı günü).
- Gümül
- Madeni testi.
- Güve
- Damat.
H
- Hagetten
- Hakikaten.
- Hambal
- Hamal.
- Hanay
- İki ve daha çok katlı ev, avlu.
- Haneyaltı
- Ev girişi, avlu, bodrum.
- Harar
- Kıldan dokunan, saman koymaya yarayan büyük çuval.
- Harannı
- Ekmek konulacak yer, tencere.
- Harım
- Bahçenin etrafına çalıdan örülen çit.
- Hatt-ı Ustura
- Ekvator.
- Herek
- Uzun boylu.
- Hı
- Evet.
- Hıya
- Salatalık.
- Hinayet
- Kurnaz, sinsi.
- Hindi (Hincik)
- Şimdi.
- Hodduk
- Leblebi, nohut.
- Hokka
- Kutu.
- Hoşça
- Şaş.
- Hotugıraf
- Fotoğraf.
- Hovta (Hota)
- Hafta.
- Hovuz
- Havuz.
- Hova
- Hava.
- Husa
- Dert, tasa.
I — İ
- Irak
- Uzak.
- Iraf
- Raf.
- Irlanmak
- Sallanmak.
- Ingıldatmak
- Sallamak, sarsmak.
- Iscak
- Sıcak.
- Ispınak
- Ispanak.
- İlan
- Yılan.
- İlana
- Lahana.
- İleş
- Çirkin.
- İleşebe
- Çiftçi.
- İlik
- Düğme.
- İlistir
- Süzgeç.
- İlmek
- Değmek, dokunmak.
- İliyen
- Leğen.
- İna
- Nar.
- İnaata
- Anahtar.
- İskembe
- Sandalye.
- İspirte (İstirpe)
- Kibrit.
- İşkillenmek
- Şüphelenmek.
- İşlemek
- Çalışmak.
- İrengi (İrezil)
- Rezil olmak.
K
- Kahet
- Kâğıt.
- Kamer
- Ay.
- Kapıt
- Astar.
- Karnıbaha
- Çiçek.
- Kasnak
- Sofrada sini altına konan yuvarlak elek çerçevesi.
- Kaykılmak
- Arkaya doğru eğilerek, yaslanarak oturmak.
- Keeri
- Sonra.
- Kendi(cezim)
- Kendim.
- Kerevet
- Divan.
- Kepiş
- Çirkin.
- Kesdine
- Kestane.
- Keymek (Keyinmek)
- Giymek, giyinmek.
- Kızan
- Küçük çocuk.
- Kirlik
- Gömlek.
- Koka
- Salak, manyak.
- Kumpir
- Patates.
- Kupa
- Su bardağı.
L — M
- Lalin
- Nalın.
- Maket
- Divan.
- Malıç
- Pamuk.
- Manekür
- Oje.
- Masır
- Masura; karton, tahta veya plastikten yapılan üzerine iplik sarılan koni.
- Meedinoz
- Maydanoz.
- Meetek
- Sırık.
- Mevta
- Ölü.
- Meynimetsiz
- Hayırsız.
- Meytambal
- İşe yaramaz.
- Mintan
- Gömlek.
- Mıymıntı
- Pek konuşmayan.
- Mizan
- Bölme.
- Muştu (Muştuluk)
- Müjde.
N — O — Ö
- Naf
- Laf.
- Nalinga
- Takunya.
- Nankı (Naki)
- Hangi.
- Naşırfa
- Kulplu su kabı, maşrapa.
- Nebediz olmak
- Yoklamak.
- Nerdek (Needek)
- Salça.
- Neelen
- Ne ile.
- Neniyen
- Bana ne.
- Nişlebban
- Ne yapıyorsun.
- Nobiye
- Taze yeşil fasulye.
- Nuzül
- Felç.
- Nüsübet
- Kırgınlık ifadesi.
- Ocak
- Şömine.
- Oku
- Düğün davetiyesi.
- Ootanca
- Ortanca.
- Oturubba
- Oturuyor.
- Ovcu
- Avcı.
- Ovuç
- Avuç.
- Örüzge
- Rüzgâr.
- Ötürük
- İshal.
P — S — Ş
- Paldım
- Eşeklerin semerinin ileri gitmemesini sağlayan arkadan bağlanan kayış.
- Paldımsız
- Oturup kalkmasını bilmeyen.
- Pampır
- Vapur.
- Payam
- Badem.
- Peşgir (Peşkir)
- Genellikle pamuk ipliğinden dokunmuş ince havlu.
- Peştemal
- Kadınların önüne taktıkları yarım eteklik.
- Piron
- Çatal.
- Pırsa
- Pırasa.
- Pontul
- Pantolon.
- Poytukal
- Portakal.
- Pürçük
- Taze soğan.
- Püsür (Püsürük)
- Bir şeyin can sıkıcı, karışık ayrıntısı veya pürüzü.
- Sako
- Manto.
- Sali
- Salı.
- Samıt (Samut)
- Konuşamayan kişi.
- Sası
- Tatsız.
- Saykıllanmak
- Oyalanmak, ağırdan almak.
- Seet
- Saat.
- Setre
- Ceket.
- Seyirtmek
- Koşmak.
- Sındı
- Makas.
- Sıyırma
- Börülce.
- Sıtarasız
- Sevilmeyen, sayılamayan, çirkin.
- Sofralık
- Sofra bezi.
- Sovan
- Soğan.
- Sökmek
- Gelmeye başlamak veya çıkagelmek.
- Sözün çalımı
- Sözün gelişi.
- Sundurma
- Balkon.
- Süs yolu
- Şose.
- Süleymancık
- Kertenkele.
- Şarpa
- Eşarp.
- Şaş
- Fazla kafası çalışmayan, aptal.
- Şeebet
- Şerbet.
- Şam işi
- Şam tatlısı.
- Şibbidik
- Terlik.
- Şılak
- Parlak.
- Şimşırık
- Islak.
- Şovk
- Işık.
T — U — Ü — V
- Taanaşı
- Tarhana çorbası.
- Taata
- Tahta.
- Takdim
- Takvim.
- Tamah etmek
- Özenmek.
- Taslık
- Raf.
- Tasvir
- Fotoğraf.
- Tez
- Çabuk.
- Tezenpere
- Kolay olmayan, biraz güç.
- Tıngırdamak
- Ağır ağır çalışmak.
- Tingildek
- Hareketli.
- Tinsirmek
- Hapşırmak.
- Toba
- Torba, bohça.
- Tomet
- Domates.
- Tosba
- Kaplumbağa.
- Töperlenmek
- Yuvarlanmak.
- Tumafil
- Otomobil.
- Takes gelmek
- Yetmek.
- Ufaccık
- Küçücük.
- Uğur ola
- Güle güle.
- Urfan
- İrfan.
- Ümük
- Boğaz.
- Ünlemek
- Bağırarak seslenmek.
- Üslük
- Başörtüsü.
- Velesbit
- Bisiklet.
- Vırık
- Düşüncesiz.
Y — Z
- Yabıbbasın
- Yapıyorsun.
- Yaalık (Yağlık)
- Mendil.
- Yalabık
- Parlak, parıltılı.
- Yalım
- Galiba, herhalde.
- Yavan
- Tatsız.
- Yazma
- Yemeni.
- Yedek
- Cezve.
- Yee
- Yer.
- Yeldirme
- Başörtüsü.
- Yepeşlemek
- Yüzüne karşı iyi davranmak.
- Yeşil (Yaşıl)
- Yeşil.
- Yiyemin
- Yer misin.
- Yolluk
- Metre kilimi.
- Yokarı
- Yukarı.
- Yuka
- Yufka, yumuşak.
- Yuluk
- Ayakkabı.
- Yüklük
- Dolap.
- Zarinne
- Çengelli iğne.
- Zenne
- Kadın.
- Zımbıldamak
- Çıka gelmek.
- Zırtarmak
- Sırtarmak, karşı koymaya hazırlanmak.
- Zini
- Sofrada üzerine yemek tabakları konan sini.
Bu kelimelerin bir kısmı bugün hâlâ yaşıyor; çocuklarına "gadeş" diyen dedelerden, "hıya" isteyerek sofraya oturan ninelerden duyabilirsiniz. Bir kısmı ise yalnızca bu satırlarda yaşıyor. Her ikisi de korunmaya değer.